23 Nisan 2022, 18:43
|
#1
|
|
Çevrimdışı
Leydihan
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
|
Yunus Hürmetine
Yunus Hürmetine
“Cümleler doğrudur sen doğru isen, doğruluk bulunmaz sen eğri isen.” Yunus Emre.
Bütün Anadolu’nun sevgilisi; insan sevgisini ve hoşgörünün sınırlarını, “Yaradılanı hoş gör, Yaradan’dan ötürü, “ gibi söyleyişlerle kimseye nasip olmayacak ölçüde genişleten Yunus Emre, Tapduk Emre’nin dergâhında uzun süre zevk ve hevesle odun taşımış, ayak işleri yapmıştı. Ama Tapduk bir türlü arzuladığı gibi Yunus’u ele almıyor, erenlerin gönül deryasından bir katre sunmuyordu. Yunus bu konuda bir dilekte bulunsa, “Sen hâlâ dünya kokuyorsun,” deyip onu savuşturuyordu.
Yunus, “Herhalde benim nasibim burada değil, bir başka şeyhin kapısında,” diyerek Tapduk’a haber dahi vermeden dergâhı terk etti. Ama dergâhtan uzaklaştıkça içini bir hüzün kapladı. Tabduk Emre’nin kapısında en basit işleri yaparken bile gönlünde bir aydınlık, bir ferahlık, bir yumuşaklık vardı.
Dergâhtan ayrılalı gönlü kararmış, katılaşmıştı. Uzaklaştıkça içini Tapduk’a dergâha karşı bir hasret kaplıyordu. Bu yolculuk sürerken bir akşam vakti yedi kişilik bir başka yolcu grubuna rastladı. İçini kaplayan hüzün ve hasrette belki bir hafifleme olur diye kendi de onlara katıldı. Yol arkadaşları ermiş kılıklı, yaşlıca insanlardı. Güven veren halleri vardı.
Birlikte sürdürülen bu yolculuk sırasında bir an geldi ki hiçbirinin çıkınında (azık çantası) bir şey kalmadı. Bir yerde mola verdiler, açlık canlarına tak etmişti. Bu yedi arkadaştan biri ellerini kaldırıp Yaradan’a niyazda bulundu. Bu dua ve yakarmanın akabinde önlerinde türlü yiyeceklerle donanmış bir sofra peydah oldu. Yediler içtiler, Allah’a şükrettiler.
Bundan sonra bu yedi yolcudan her biri yolda acıktıkça dua etti ve yemekleri ilahi bir lütuf olarak ikram edildi. Sonunda dua sırası Yunus’a gelmişti.
Yunus soğuk terler döküyordu. İşin içinde mahcup olmak vardı. Yol arkadaşlarının her biri Allah katında makbul kişilerdi ki duaları kabul görüyordu. Kendinin böyle bir imtiyazı yoktu. Ama duayı yapacaktı, çaresi yoktu. Bütün varlığı ve içtenliğiyle Allah’a yalvardı.
“Ya Rabbi, şu yol arkadaşlarım sana kimin yüzü suyu hürmetine yalvarıyorlarsa ben de onun yüzü suyu hürmetine yalvarıyorum, beni mahcup etme…” Bu duanın arkasından öncekilerin iki katı yiyecek ve içecek lütfedildi. Şaşkınlık sırası yedi yolcudaydı. Merakla sordular, “Ey arkadaş, sen kimin hürmetine dua ettin?” diye.
Yunus, “Önce siz söyleyin” dedi.
“Biz Tapduk Emre’nin dergâhında Yunus adında çok makbul ve muteber bir derviş varmış, onun hürmetine Allah’a yakarmıştık.”
Yunus esas şimdi mahcup olmuştu. Bahsettikleri Yunus’un kendisi olduğunu açıklamaya utandı. Tapduk Emre’ye karşı da kalbini bozmuştu. Halbuki Tabduk ona Allah yolunda epey dereceler kazandırmıştı. Büyük bir pişmanlık içinde, bedeninden sıyrılmış bir ruh gibi akarak Tabduk dergâhına döndü ve şeyhine bu defa kendini kayıtsız şartsız teslim etti.
|
|
|
|