Forumel.Com

Geri Git   Forumel.Com > Kültür ve Sanat > Atatürk Köşesi

Atatürk Köşesi Ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'e özel oluşturduğumuz, Atatürk köşesi bölümümüz.


Atatürk'ün karlsbad günlüğü

Ulu önderimiz Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK'e özel oluşturduğumuz, Atatürk köşesi bölümümüz.


Kullanıcı Etiket Listesi

  
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 1 hafta önce   #11
 
Dea Dia - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Standart Cevap: Atatürk'ün karlsbad günlüğü

12 Temmuz 1918 Cuma

Sabahleyin saat 9.20'de ancak kalkabildim. Bugün su içmek, hamam almak hususlarında program altüst oldu. Akşam üzeri yalnız yürüyerek birkaç saat tenezzühden sonra Vaisshaupt lokantasında yemek yedim. Eve avdet ederken ev sahibesini ve kızını gördüm. Yarın gece Courfaus'daki Corcert'e davet ettiler. Evde soyundum, çalışacaktım. Bir Fransız madamının bir mösyö ile beraber geldiğini kapıcı haber verdi. Salona kabul ettirdim. Tekrar giyindikten sonra yanlarına çıktım. Bu kadın iki gün evvel Almanca muallimesinin takdim ettiği İsviçreli bir âmâ idi. Fransızca dersi veriyordu. Genç güzel bir kadın, gözleri tatlı bir mavilikte âmâ olduğu fark edilmiyor. Malumatlı. Alman, İngiliz, Fransız milletlerinin ıslahiyat ve terekkiyatı hakkında birçok müdâvele-i efkâr etti. En nihayet kendisinden Fransız lisanında istifade etmek istediğimi söyledim. Haftalığı 100 Krona uzlaştık. Yarın saat 11.30 Haus York'ta Sıblassberg. Bu madamın evine gideecğim. Beni bu âmâ kadından Fransızca ders elmaya sevkeden âmil nedir? Okuyamaz, yazamaz, yazılan şeyi görüp tashih edemez... O halde bu nasıl bir muallime olabilir.

Bu kadın, gayet güzel bir aksanla ve Almanca görüşüyor...

13 Temmuz Cumartesi, 14 Temmuz Pazar günlerindeki yazılar tamamen Fransızca yazılmıştır. Onlardan şu bölümleri Türkçe olarak okuyalım:

13 Temmuz 1918

Sabah saat 8'de uyandım. 20 dakika arayla içmek zorunda olduğum ...... suyunun birinci ve ikinci bardağı arasındaki 20 dakikalık zaman içinde Şevki beni tıraş etti, banyomu yaptım. Bütün tuvaletim bittikten sonra büroya geçerek Fransızca bir kitaptan biraz okudum ve Almanca dersini çalıştım. Bugün, kendisinden Fransızca dersi alacağım Madam Heiniche'ye gitmem gerekiyordu. 11.30 ders için kararlaştırılmış zamandı. Tam o saatte orada olmak için evden 11'de çıktım. Ağır bir yürüyüşle, bir çeyrekte Madam Heiniche'nin mağazasına vardım; mağazadan bir çocuk beni evin 3. katında bulunan daireye götürdü.

Çocuk: ''Burası beyefendi'' demekle yetinerek giriş kapısının önünde benden ayrıldı.

Madam Heiniche beni dairesinin salonunda bekliyordu. Beni nezaketle kabul ederek pencerenin yanına konmuş olan koltuğa oturmaya davet etti. O da önünde yuvarlık bir masanın bulunduğu divanda yerini aldı. Ben, üç katın merdivenlerini çıkarken yorulduğum için nefes nefese olmaktan kendimi alamıyordum. Görmemesine rağmen soluk almam dikkatini çekmişti: Sayın General, bu zahmetli merdivenler sizi yordu değil mi? Ve aniden konuşma mevzuunu değiştirerek:

- Yanılmıyorsam beyefendi henüz evli değil! Acaba bir Avrupalı kadınla mı yoksa sizin milletinizden bir kadınla mı evlenmek isterdiniz?

- Fark etmez diye cevap verdim.

Hakikatte düşüncem evlenirsem bir Türk kadınını tercih edeceğim yolundaydı. Fakat gücenebileceği uzun bir muhavereye girmemek için evlenme mevzuundaki konuşmayı kesmeyi tercih ettim.

Askerlik hayatım hakkında bana sualler sordu; kendisine askerlik hayatımı kısaca anlattım.

Balzac'ın eseri olan ''la Peau de chagrin''i getirmiştim, telaffuzumu düzeltmesi ve bilmediğim kelimeleri izah etmesi için birkaç sayfa okumak istedim.

O konuşmaya devamı tercih ederken, kendisine bu Fransızca dersinden ne beklediğimi izah ettim.

- Beyefendi düzelteceğiniz hiçbir şey yok, Fransızcayı güzel telaffuz ediyorsunuz ve bilmediğiniz kelimeler için de lugate bakınız, acaba lugatiniz var mı?

- Öyleyse Madam? diye sordum.

Bu soruya kulak vermedi ve devam etti:

Bir saatlik bir konuşmadan sonra Madam Heiniche'den ayrıldım. Ertesi gün, öğleden önce saat 11'de bana gelecekti.

Vaisshaupt'da yemek yedikten sonra Pupp ve Muhlbrün arasında dolaşıyordum.




Dea Dia isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 1 hafta önce   #12
 
Dea Dia - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Standart Cevap: Atatürk'ün karlsbad günlüğü

Pazar 14 Temmuz 1918

Elbogen'e bir gezinti

14 Temmuz 1918 Pazar saat 4.50'de evde Matmazel Brandner'i bekliyordum. Dün Karlsbad'ın güneybatısında 15 kilometre uzaklıkta bulunan ve eski şatosuyla tanınan Elbongen'e otomobille gitmeye karar vermiştik.

Otomobil dün ısmarlanmıştı. Karlsbad şehrinden kalabalığın içinden geçerken saat 5'di. Otomobil Eger Nehri kıyısındaki yolu takip ediyordu. Donitz'i, Tich'i arkamızda bıraktık, Hans Heiling restoranına yaklaşıyorduk, Matmazel Brandner Türk ordusuna alaka duyar gibi görünüyordu. Bana ordularımızın sayısı ve mevcutları hakkında sual sormuştu.

Cevaplarımda yeterince kuvvetli ordularımız bulunduğunu izah ettim.

- Bu beni çok şaşırtıyor! dedi. Türkiye 1911'den beri hiç durmadan harp ediyor. Bir harpten sonra diğeri onu takip etti değil mi? Türk-İtalyan harbi, Balkan harbi ve sonra da 4 yıldır süren bu Umumi Harp. Türkiye'nin her türlü kaynağının, özellikle ordunun hemen hemen tükenmiş olduğu düşünülebilir! Harp sahalarında öldürmek için bu kadar insanı nerede buluyorsunuz?

O zaman kendisine dedim ki:

- Öyleyse bana müsaade edin de size izah edeyim:

Türk-İtalyan harbi sırasında Türkiye kendi kuvvetlerini kullanamadı. Biliyorsunuz ki İtalyanlar harp ilan etmeden bizi yakaladılar. Deniz yolunu kestiler. Osmanlı Afrikası, ordusuz, İtalyan kuşatmasına bırakıldı. İtalyanlar, hiç maniasız, Trablusgarb'ı, Bingazi'yi, Derne'yi ve Akdeniz kıyısı şehirlerini işgal ettiler. Şayet İtalyan silahlı kuvvetleri bir sene boyunca, baştan barışa kadar dövüştülerse onları döven düzenli ordu değildi, hayır matmazel bunlar sadece çöl göçmenlerinin başındaki birkaç Türk kumandanıydı.

Bizzat ben oradaydım ve Cyrénaique Derne kuvvetlerine kumanda ediyordum. Görüyorsunuz ki, Matmazel, bu harpte Türk ordusuna hiç dokunulmamıştır.

Balkan harbi ise Türk ordusunun katıldığı bir harp değildir. Bu bambaşka bir şeydi, bir bozgundu! Fakat Türk ordusunun bozgunu değildi, hayır hiç değil, bu Türkiye'deki eskinin yıkılması, Türk ordusunun başındaki bilgisiz kumanda heyetinin geri çekilmesiydi. Balkan kuvvetleri bu harbin sonuçlarını, o dönemde Türkiye'ye hâkim olan şahısların bilgisizliğine borçludur.

Denilebilir ki bu harb de Türkiye için bir sürprizdi. Ordu birleşebilmek ve bir plana göre toplanabilmek için yeterli zaman bulamamıştı. Öncü birlikleriyle düşman hücumları karşılanmıştı.

Büyük ve hakiki Türk ordusu teşekkül ettirilememişti. Öyle zamanlar olmuştur ki, milleti orduya çağırmak yerine birlikler terhis edilmiştir. Bütün iktidarı ellerinde tutan birkaç şahsın bilgisizliği cesaretle müdafaa edilebilecek kabiliyetteyken ve kabiliyette olan bir orduyu kullanamadan, memleketin en kıymetli kısmını düşmana ikram etti. Bugünkü harp çıkmadan önce, Türkiye'nin yeniden eski durumuna gelmesi için, sadece bir sene bulunduğu bir hakikattir. Böyle kısa bir zamanda büyük bir şey yapılamayacağı aşikârdır. Fakat her şeyden kuvvetli olan zaman, gençliği eskinin yerine geçirmek için, olay olarak, uygun zamanı sağlamıştı.

Genç bir zabit olan Enver, Avrupa Türkiyesi'nin kaybının bir neticesi olan donuk dönemden faydalanarak, Harbiye Nazırı olarak Osmanlı ordusunun başına geçti. Orduya ilk ve en büyük hizmeti, orduyu o eski kumaş parçalarından kurtarması olmuştur.

Aklın eline geçtikten sonra, ordu öylesine çabuk çehresini değiştirdi ki, Çanakkale'de İngilizleri yenerek, Galiçya'da Avusturyalılara yardım ederek, Makedonya ve Romanya'da müttefiki ordularla muzafferane işbirliğinde bulunarak, kıymetini çabucak göstermede gecikmedi.

Kısacası matmazel, eğer Türkler bu umumi harbe girmemiş olsalardı, müttefiklerin lehinde görünen bugünkü askeri durum tam tersini gösterirdi diye iddiada bulunmakta bir mahzur görmüyorum.

Türklerin Çanakkale'deki zaferlerini gördükten sonradır ki, Bulgaristan Türk dostlarıyla beraber harbe girmek lüzumuna inanmıştır.

Eğer Hindenburg Türk ordusunun yardımıyla Galiçya dağlarında ilerleyen Rus hücumlarını geri çevirmeseydi, Hindenburg, Hindenburg olamazdı.

Eğer Kafkasya'da, Mezopotamya'da, Palestin'de nihayet bütün Türkiye hudutlarında, Türk ordusu önündeki Rus, İngiliz ve Fransız kitlelerini tutmamış olsaydı ve eğer Türkiye memleketinin bazı kısımlarını feda etmeseydi, Alman ordusunun bugünkü gibi dayanabilmesine inanılır mıydı? Matmazel, hayır! Bu hakikatın Türklerin büyük bir kısmı tarafından bile bilinmemesi ne kadar esef vericidir!




Dea Dia isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 1 hafta önce   #13
 
Dea Dia - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Standart Cevap: Atatürk'ün karlsbad günlüğü

''15 Pazartesi, 16 Salı, 17 Çarşamba, 18 Perşembe, 19 Cuma, 20 Cumartesi''

6 günlük sergüzeşti günü gününe yazmak müyesser olmadı.

Bugünler zarfında Almanca dersine hitam verildi. Madam Corbétie ile tanıştık. Vermer de beraber olmak üzere ilk gece Imperial'de yemek yedik.

......

Imperial'de Cavit Bey ve Pertev Paşa ile görüştüm. Madam Cemal Paşa'ya bir ziyaret... 20'de Emin Bey gitti. Kâzım Emin Bey ile mülakat.

İstanbul'a gitmek fikri uyandı.

21 Pazar, Temmuz 1918

Sabahleyin saat 8'de uyandım. Bir kadeh su içtim. Evde hamam aldım. Çamur banyosu çok yorgunluk verdiği için, doktorun fikrine müracaat etmeksizin, ondan sarfınazar ettim. Saat 11'e kadar kahvaltı ve tuvaletle vakit geçirdim.

......

Saat 7.30'da Kâzım Emin Bey ve refikasını bekliyorum. Kendilerini bu gece Pupp'da yemeğe davet ettim.

22 Pazartesi 1918

Saat 10'da Berlin garına gittim. Madam Cemal Paşa'yı teşyi' için.

......

Hanımefendi, Hüseyin Cahit Bey'le birlikte geldi. Hüseyin Cahit Bey pek ciddi ve nevama yabancı bir tavır gösteriyordu. Trenin hazırlanmasına intizar olunduğu sırada müşârünileyh, Almanlar taarruzu berbat ettiler, dedi. - Tabii dedim, Trop de Zel!.. Ben bu taarruzun tevkif olunacağını pekâlâ tahmin ediyordum, fakat ric'ati zannetmiyordum.

Tren geldi. Hanımefendiyi teşyi'den sonra gardan Hüseyin Cahit Bey'le beraber çıktık. Bana buyurun dedi; mükellef bir otomobil bekliyordu. Benim arabam var dedim. Beraber gitmek arzusunu izhar etti. Neferimi araba ile gönderdim. Ben otomobile bindim. Bu otomobil Prens Burhanettin Efendi'nin imiş. Otomobilde şunlar görüşüldü.

Külman, harb-i umuminin vesait-i askeriye ile halli zamanı geçmiştir. Siyaset işe karışmalıdır, dediği için çekilmeye mecbur edildi. Askerler ordunun hall-i mesele edebileceği iddiasını fiilen izhar için, bu son taarruzu yaptılar. Fakat bununla kendi kendilerini nakz etmiş oldular. Bundan sonra taarruzi hareketten ziyade, esbâb-ı müdafaaya ehemmiyet vermek Almanlar için daha mühim görülüyor. Amerika'dan bir milyon askerin iki ay evvel Paris'e muvasalatını ve bir milyonun hall-i nakilde olduğunu ve daha bir milyonun hazırlandığını işitmiştik.

Almanların bu son devredeki parsiyel muvaffakiyetleri bence inisiyatifi muhasımlarına bırakmamış olmalarından neşet ediyordu. Bütün cephede büyük bir fâikiyete malik olmadıkları halde bir küçük kısım üzerinde -ki hasmın bilmediği- pek fâik kuvvet toplamak suretiyle ve seri hareket ederek düşmanı şaşırtıyordu. İnisiyatifin İngiliz ve Fransızların eline geçmesinden korkarım. O zaman mesele berakis olur.

Avusturyalıların bundan sonra birşey yapacaklarını zannetmiyorum, Zaten bu son taarruzu da yapmaları hata idi. İhtimal ki, Almanların zoruyla yapmışlardır.

......

Rusların yeniden canlanmaları ve İngilizlerle beraber olmaları bence ihtimalden baid değildir. Bulgarların da siyaseti cay-i dikkattir.

Avusturya'nın ahval-i dahiliyesi, İttifak partisinin askeri mukavemetini kesredebilecek mahiyet alabilir.

- Rahmi Bey Nâfıa Nezaretini kabul etmemiş.

Filhakika, muharebe münasebetiyle umûr-ı nâfıaya ait bir şey yapmak mümkün değildir.

İhtimal Rahmi Bey bu ciheti düşünerek bu bâbtaki teklifi reddetmiş olur.

- Ben, Rahmi Beyin herhalde, Heyet-i Vükelâya dahil olmasını münasip tasavvur ediyordum.

Gerçi umûr-i nâfıa itibarıyla şimdilik âtiye ait planlar hazırlamaktan başka bir şey yapılamaz.

Fakat Heyet-i Vükelâda bulunmak suretiyle kabinenin memleketin heyet-i umumiyesi üzerindeki hakk-ı nazarı itibarıyla nâfi olabilirdi. O, Canpoladlar gibi zeki ve metin zevat kabineyi keyfi hareketten men ederdi.

İzzet Paşa hazretlerinin seryaver tayinini ben manidar buluyordum. Çünkü müşârünileyh yaver olamazdı. O halde bu nam tahtında adeta Padişah'ın askeri müşaviri, Erkân-ı Harbiye Reisi bir vaziyet almış oluyor. Kendisinin efkârından istifade olunur. Herhalde avantürcülüğü sevenlerden değildir.

Mühlbrun köprüsünde, Hüseyin Cahit Bey otomobilde beni yalnız bıraktı. O, orada refikasını aramak üzere indi. Otomobil beni ikametgâhıma bıraktı.

.....

Bu gece 27 Temmuz Pazar, Viyana'ya avdete karar verdim.




Dea Dia isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 1 hafta önce   #14
 
Dea Dia - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Standart Cevap: Atatürk'ün karlsbad günlüğü

27 Temmuz 1918 Cumartesi

Sabah saat 8.30'da istasyona geldim. Trenin zaman-ı hareketinden 1.30 saat evvel. Çünkü, kapıcı henüz bilet almaya, icab eden muameleyi tanzime muvaffak olamamıştı.

Tren tam saat 10'da hareket etti. Yalnız bir kompartımanda bulunuyordum. Büyük bir yorgunluk hissediyordum. Saat bire kadar kitap okudum. Sonra yemek yedim ve yattım, saat 4'e kadar uyudum. Ondan sonra Viyana'ya muvasalata kadar kitap okudum. Saat 8.30'da vasıl olundu. Otel Bristole verilen telgrafta bir otomobil göndermesi bildirilmişti. İstasyonda buna tesadüf etmedik. İki araba tuttum, birine eşyalar ve Şevki, birine de ben bindim ve otele geldik. Otele muvasalatımda otomobilin gönderildiğini söylediler; fakat ben bulamadım ve istifade edemedim...

- Otelin kapısında tesadüf ettiğim, Cemal Paşa'nın biraderi mülâzim Kemal Bey'le çıktık. Benim hiç iştahım yoktu, yalnız romla karışık bir çay içtim ve Kemal Bey gittikten sonra bir hamam alarak yattım.

Fransa inkılâb-ı kebirinin büyük generallerinden:

Desaix, Lecourbe, Moreau, Gauvian-saint Cyr'in tercüme-i halleri idi. Bütün bu muktedir generaller Napolyon'un mucib-i kin ve hasedi olmuşlardı.

Karlsbad'da geçen günlerimin hatıratını tamamen ve olduğu gibi bu defterlere tevdi edemedim. Bunun iki sebebi var, birincisi lüzumu kadar yazı yazmak için vakte malik olamadım; ikincisi her düşündüğümü, her yaptığımı yani bütün esrar-ı fikriye ve hayatiyemi bu defterlere nasıl emniyet edebilirdim. Hatta bu yazdıklarımı bile bir gün, ihtimal pek yakın bir günde mahvetmeyecekmiyim. Şimdiye kadar hep öyle olduğu içindir ki, mazbut bir hatıra ve mecmuam yoktur. Âtîde sükûnetli ve tamamen bîtaraf bir vaziyette ve bir köşede kendi âlemimde yaşamaya muvaffak olursam, ihtimal o zaman hatırat-ı hayatımı yazmak benim için bir meşgale olacaktır, çünkü hayatımın her safhasını bütün teferruatıyla dimağımda mazbut bulundurabiliyorum, yalnız tarih, gün, isim hatırımda kalmıyor, bunları da ihtimal başka bir vasıta ile tanzim ederim.

- Karlsbad'da, ettiğim istifade me'mûl edilen derecede değildir. Rahatsızlıklarımın asârı henüz mevcuttur.




Dea Dia isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alt 1 hafta önce   #15
 
Dea Dia - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Üyelerin profil bilgilerini yalnızca kayıtlı üyeler görüntüleyebilir. Lütfen kaydol bağlantısından üye olunuz.
Standart Cevap: Atatürk'ün karlsbad günlüğü

Viyana 28 Temmuz 1918 Pazar

Saat 7.30'da uyandım. Üzerimde adeta rahatsızlık derecesinde bir kırgınlık var. Kendimi üşütmüşüm gibi öksürüyorum. Yataktan çıkmadan evvel bir çay istedim. Sakarin getirmişlerdi. Şeker için Şevki'yi uyandırttım.

Çayı içtikten sonra tıraş ve tuvaletle 8.30'a kadar vakit geçti. Ondan sonra salona geçtim. Karlsbad'da geçen günlerimin hatıratını beşinci defterin nihayetlerinde kapadım. Şimdi, Viyana'da geçecek bu birkaç günlük hatırat için yeni bir defter, bu defteri açıyorum. Viyana'da otel Bristol'de geçen dün gece yeni aldığım Fransızca kitaplardan birine başlamak istedim. Hemen hepsinin başından birkaç sayfa okudum, fakat devam için hiçbiri üzerinde karar veremedim. Le Baron de Batz'ın ''Vers I'echafand'', Francois chal Raux'un ''Les origine de l'eğpedition d'Egypte'', J. Patouillet'nin ''Ostrovski'' hakkındaki kitabı. Hep gözden geçirdim.



Ek: 1918 yılının Temmuz ayını kapsayan günlük hatıra defterleri, Mustafa Kemal'in Karlsbad'da ''Geçen Günlerim'' başlığı altında altı deftere yazdığı hatıralarıdır, yalnız 6. defter Karlsbad'dan Viyana'ya geldiği gün bir sayfa olarak yazılmıştır. Diğer sayfalar boş kalmıştır.

Eski harflerle yazılmış bu beş defterde has isimler ve bazı deyimler Fransızca olarak kaydedilmiştir. İki günlük yazılar da tamamen Fransızcadır. Mustafa Kemal Atatürk, askeri, siyasi ve sosyal meseleler üzerinde fikirlerini açmakta ve özellikle okuduğu kitaplardan aktarmalar yapmaktadır. Ancak bunlarda kendi fikirlerini çoğunlukla belirtmemektedir.

Bu bir aylık hatıra yazılarında Atatürk, milli benliğine bağlı Türkiye'nin geleceğine yön verecek bir hazırlık içindedir.

Kaynak: Prof. Dr. Afet İnan




Dea Dia isimli Üye şuanda  online konumundadır  

Yer İmleri

Etiketler
atatürkün, günlüğü, karlsbad


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 16:03.

Forum Bilgilendirme Künye
Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2020, Jelsoft Enterprises Ltd.

Forumel, lisanslı vBulletin kullanmaktadır!
Forum Sahibi: Dea Dia ve Gece

Sitemiz; İçerik sağlayıcı bir forum sitesidir. Forumel.Com Forum adresimizde yapılan paylaşımlar, moderasyon ekibimizin onayına dahil olmadan direkt olarak yayınlanmaktadır. 5237 sayılı TCK (Türk Ceza Kanunu) ve 5651 Sayılı Kanun'un İlgili maddelerini ihlal eden kişilerin IP adresleri de dahil olmak üzere sair kişi veya adli mercilere müzekkere (Resmi Üst Yazı), tarafımıza tanzim edildiği takdirde paylaşılacaktır. Hukuka aykırı bir paylaşımın olduğunu düşündüğünüz mesaj ya da konuyu; İLETİŞİM linkine bildirim yoluyla iletebilirsiniz. 48 saat içerisinde mevcut şikâyetiniz üzerinden tarafınıza ulaşılacaktır.

Tasarım ve kodlama: Dea Dia & Regex
Bize Yazin - Arşiv